İSLAMSIZ MİLLİYETÇİLİK, AVRUPA’NIN FRENK İLLETİDİR..!!! (IV)
M.Ali Altındağ

İSLAMSIZ MİLLİYETÇİLİK, AVRUPA’NIN FRENK İLLETİDİR..!!! (IV)

Bu içerik 137 kez okundu.

Evet sevgili okurlar..!

 

Bilindiği üzre "yeni yılımızın" ikinci günündeyiz.

Yeni yıl geçen yılın bir devamıdır.

Her saniyesi saniyesine, dakikası dakikasına, saati saatine insanın ömründen harcanıyor, ömürden gidiyor?..
Ne mutlu o insanlara ki aklını başına alıp insanlığın yaradılış kanununa aykırı hareket etmemesidir.

 

“İslamsız milliyetçilik, Avrupa’nın frenk illetidir” yazı serimizin başlığından da, bu meram anlaşılmaktadır.

Ne yazık ki İslam dünyası nerdeyse 200 yıla yakın bir süreden beridir, büyük bir boşluk çukuruna itilmiş durumda.

Batı emperyalizminin bir sömürü merkezi olmuştur?..

Şekli olarak Müslümanlık adını kullanarak sıbgatı İslamiye ile (yani İslam’ın ana çizgileri ile) değil, şekli renklendirme biçimiyle kendi kendimize bir giydirme yapmış isek de o bizi bir yere götürmez..

 

Nitekim hali alem ortada!

 

Bir önceki yazımızda deneyimli kalem sahibi yazar Yusuf Kaplan’ın yazısından kısa bir alıntı yaparak, sizinle paylaşmıştık.

 

Kaplan bey ne diyordu?...

“İslam dünyası iki yüz yıldan beri köle gibi kullanılmaktadır.

 

Sömürüldükçe sömürülüyor, İslam vasfını taşıyamaz hale geldik...”

 

Gerçekten bu ifade çok anlamlı ve yerli yerindedir..

 

Evet, önceki gece, Noel Baba ve Yılbaşı gecesi olarak Türkiye’de kutladığımız hal toplumsal erozyona uğramamızın, kanıtlayıcı bir delili değil midir?…

 

Hristiyanlık dünyasının bile böylesi aşırı bir şekilde geceyi kutlamadığı halde biz kat be kat büyük bir aşırılıkla, gayri meşru, insanlık dışı, ahlak dışı ve insaniyeti kubra denilen en büyük insanlık meziyeti olan İslam’dan uzaklaşarak yaşamış olmamız; bizi nereye götürüyor?

Hiç kuşkusuz ki, bu hal gerek ülke ve gerek millet olarak bizleri; "bilinmez" dehlizlere doğru sürüklüyor…
 

İçki mi, fuhuş mu, kumar mı, şirret mi, ayyaşlık mı ne derseniz deyin bilimum, hepsi toplumun önemli bazı kesiminde, özellikle gençlik tarafından, yapılagelmektedir…
 

Baksanıza, devlet, zinadan, fuhuştan fatura karşılığında KDV alıyor..

 

Bu da tabiri caizse, nerdeyse fuhuş merkezlerini, devletin patronu durumunda getirtiyor…

Ve toplanan bu paralarla, okullar, ibadethaneler, ilahiyat fakülteleri inşa ediliyor…

Milli Piyango denilen kumar nesnesi apayrı bir ahlak dışı, inanç dışı bir olgu olarak; toplumu kemirmektedir...

 

Tüm bu gayri meşru olan oluşumların meydana gelmesi müesses nizamın yani mevcut düzenin himayesinde yapılagelmektedir.

 

Bize göre ülkemizin bir türlü iki yakasını biraraya getiremeyişi…
Beladan, musibetten, terörden ve kargaşadan kurtulamayışı…
Sürekli kara bulutların dolaşması, büyük bir uğursuzluğun ülkenin ve milletin başına çökmesi…
İşte tüm bunların başmüsebibi, bu tür nameşru işlemlere meşruiyet verilmesidir…

Demokrasi deyip tutturuyorlar?..
Peki, demokrasi nerede yürüyor, biz ülke olarak nereden yürüyoruz?…
Terso bir vakıa...

Sormak gerekir; Allah aşkına hangi demokrasiden söz ediyorsunuz?…
"Don lastiği" misali; herkes kendisine çekiyor..

Buna demokrasi demek abesle iştigal demektir.

 

Demokrasi kavramı yerine “Demoklesin Kılıcı” kavramı kullanılmalıdır..
Yani, birbirine karıştırarak kullanıyoruz.

Aslında demokrasi diye bir şey yok?
Çünkü demokrasi zalimin, güçlünün hakimiyetiyle, mazlumun, beçare insanların başına “Demoklesin Kılıcı” gibi kullanılmaktadır.

 

Bu millet bunca vergisini veriyor, devletin tüm kurum ve kuruluşları milletin alınteri olan vergilerle bütçesini oluşturup, kendini idame ediyor; ama velakin "Milli İrade" paralelinde, atılan bir adım yok..
Bilakis, "milleti ve milliliği" dışlıyor…
Velhasıl…
Demokrasi telaffuzu çok yanlış insanların edepsizliğine yönelik kullanılıyor.

Yani edepsiz ne kadar edepsizleşirse edepsizleşsin, tuttuğu dal demokrasidir?..
Her söylediğini söyleyebilir manasına gelmektedir.

 

***
 

Bakınız Cumhurbaşkanımız zaman zaman 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’ndeki Sultan Alpaslan’ı örnek göstererek dile getirdiği tarihi kültürel kahramanlıklarımızı bir bir anlatırken…
Öbür yandan bakıyoruz ki, yazılı medyanın özellikle Sözcü gazetesinin bazı yazarları, Oda Tv yani Karanlık TV’deki bazı zevat, Hazreti Muhammed (S.A.V.)’e edepsizce saldırılarda bulunuyor, hakaretler yapıyor…
Ve bunu da, "demokrasi" libasını giyerek, fikir özgürlüğünün beyanı diye, gösteriyor…
Ne gariptir ki, devlet-i aliye de izlemekle yetiniyor...

Yine aynı TV’de birileri çıkıp Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in yanı sıra Bediüzzaman Hazretleri ve Nur Cemaatine “Hain” diyebilecek kadar alçaklaşıyor…
Ve Türkiye olarak, devlet olarak, iktidar olarak büyük bir suskunluk içerisinde; pervasızlığa, şuursuzluğa, edepsizliğe "prim" veriyoruz?
Buna da düşünce özgürlüğü deniliyor.

Hal bu iken..

Şimdi böylesi bir karanlık cehaletin kuyusuna düşmüş olan Türkiye daha ne zamana kadar çaresizliğin pencesinde olacak?
Milli, yerli ve özü itibariyle gerçek kimliğine ne zaman kavuşacak?
Bağımlı akılların fikriyatından kurtulup, ne zaman milli irade paralelinde "aklını" kullanıp, öz mantığıyla buluşacak?…
Maalesef!…
 

31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gecede; bütün ahlak dışı rezillikler icra ediliyor. Ve bu "yılbaşı kutlaması" olarak adlandırılıyor…
Olup-bitene de; "demokrasi" adı veriliyor…
Vaziyete karşı, der demez insanın aklına çok şeyler gelmiyor değil?…
Geliyor...

Kimin eli kimin cebinde, kimler nerden nereye hareket ediyor..?

 

Bakın dün Sözcü gazetesinin birinci sayfada göbekten verdiği haberden bir pasaj size aktarayım…
Haber aynen şöyle:

“Yılın yaramazı Sayıştay’dan şok rapor.

Piyango çekilişi güvenilir değildir..

2018’de Bakanlık ve Belediyelerdeki usulsüz harcamaları ortaya çıkardığı için iktidarı titreten Sayıştay, son olarak milyonların umut bağladığı Milli Piyango ile ilgili tespitlerde bulundu.”

 

Haber aynen şöyle devam ediyor:

“Sayıştay raporunda, Milli Piyango ve şans oyunları çekilişlerinin 2012’den bu yana TV’den yayınlanmadığına dikkat çekildi. Merkezde yapılan halka açık çekilişleri yeterli bulmadı. Bu durum, ‘Çekilişler şeffaf ve yeterli değil’ eleştirisine yol açtı.”

 

Bu memlekette milli ahlak ve kültürümüze aykırı olarak yaşanmakta olan olaylar zincirinin önüne ne zaman geçilecek?
Hangi kahraman iktidar; "bu iğrençliklerin, rezilliklerin oluşumuna dur" diyebilcek?…


Bir ümitsizlik ve tereddüt içerisinde kıvranıp durmaktayız!…

 

Zira bugüne kadar millet olarak güvendiğimiz siyaset alanındaki yaşantılar tümüyle aldatıcı ve yanlış olduğu yavaş yavaş fark edilmektedir…

Bakınız deneyimli kalem sahibi olan Mehmet Şevket Eygi Bey’in dünkü Milli Gazete’de yayınlanan köşesinde neler söylüyor.

 

Oradan aldığımız bu alıntıyı da sizinle paylaşmak istiyoruz.

 

“Bazı cahiller Noel ile yılbaşını birbirine karıştırıyor, ikisi de aynı şeydir diyor.
Noel 26 Aralıkta kutlanan dinî bir törendir, yılbaşı ise 31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan gecedir.
Yılbaşı çılgınlıkları ve azgınlıkları Hıristiyan dinine göre de günahtır.
Müslümanlar her ikisinden de uzak durmalıdır.”

 

Ama heyhat!     

 

Bir türlü kendimizi bu tür işlerden bırak uzak tutmayı, işimizi, gücümüzü, yaşam kültürümüzü Avrupavari İslamsız bir milliyetçilik haliye yaşıyoruz..
Yani, cehaletin frenk illetiyle malul oluyoruz.

Kimse farkında bile değil..

En derin sevgi ve saygılarımla…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Üniversite öğrencisi köpek saldırısıyla yaralandı
Üniversite öğrencisi köpek saldırısıyla yaralandı
Karne notu hesaplama, E-Okul VBS giriş ekranına erişim
Karne notu hesaplama, E-Okul VBS giriş ekranına erişim